SSCB, resmi olarak 30 Aralık 1922’de kuruldu. 1923 yılından sonra Komünist Parti “sakıncalı etnik kökenden gelen” ya da fazla ılımlı yöneticilerden kurtulma kararı aldı. Türk ya da Müslüman bir birlik kurma hayali suya düştü. Müslümanlar, en alta itilenler oldu (1). İmparatorluk dönemlerinde sömürgelere yakıştırılan her şey yeni dönemde de geçerli oldu. 1930’da yerleşik düzene geçmelerine karar verildiğinde bir milyondan fazla Kazak ortadan kayboldu; 1924-1939 arasında nüfustaki azalma 869.000’i bulmuştu, oysa doğum oranlarına bakıldığında 630.000 civarında artış olması gerekirdi. 1930-1932 arasında sığır sürülerinin sayısı da yarı yarıya azalmıştı.
Çeşitli ulusal dillerin ortaya çıkarılması ve geliştirilmesi (çünkü tüm yerel farklılıkların ortaya çıkarılmasına çalışılıyordu), birbirlerini anlamakta zaten güçlük çeken ulusların 1928’den sonra daha da yabancılaşmasına neden olmuştur. Rusça sözlüklerin girmesiyle Çağatayca Türkçeden giderek uzaklaşmıştır.
İslamiyet’e karşı yürütülen savaş önceleri (1921-1927) hissettirmeden ideolojik açıdan yürütülmüş, sonra açık bir savaş halini almıştır (1927-1940). İkinci Dünya Savaşı sırasında duraksamış, savaş sonrasında yine şiddetlenmiş, SSCB Üçüncü Dünya ülkelerini kazanmaya çalışırken sinsi bir hal almıştır. 1912’de imparatorlukta, korunan iki hanlık Hiva ve Buhara dışında, 26.279 cami vardı; 1941’de Hiva ve Buhara dahil 1312 cami kalmıştı. Özerk olmaları beklenen cumhuriyetlerin kuruluşu, onları sömürgecilikten koruyamamış, zaman geçtikçe sömürgecilik farklı derecelerde her cumhuriyette giderek büyümeye başlamıştı (2).

Buhara’daki Kalyan Minare, Karahanlılar döneminde 1127’de inşa edilmiş. 47 metre yüksekliğindeki minare Cengiz Han’ın yıktığı eski camiden kalan tek parça. Tepesinden bir bölüm 1920’deki Rus bombardımanında kopmuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2005.
1926 yılında Kazakistan nüfusunun %30’u Avrupalıydı. 1970’de %43 Rus, %14 Ukraynalı vardı. Kazaklar giderek azınlığa düştüler.
Özbekistan’da 1939’da Avrupalılar nüfusun %5,6’sını oluştururken 1947’de oranları %20’ye yükselmişti.
Tam aksi yönde yapılan propagandaya karşın yerli nüfusla göç eden nüfus arasında eşitlik yoktu. Yerliler genelde köylerde, göç edenler şehirlere yerleşmişlerdi. Bazı büyük şehirler neredeyse tamamen Ruslaşmıştı. Alma Ata (o dönemde Kazakistan’ın başkenti) ve Frunze’de (Kırgızistan’ın başkenti) nüfusun %80’i Avrupalıydı.
Çocuk ölüm oranı, ortalama yaşam standardı, eğitim, yıllık ve kişi başına gelir alanlarında da merkez ile sömürgeler arasında büyük farklılık vardı (3).

Moğolistan Cumhuriyeti‘nin başkenti Ulan Batur’da Sühbatur Meydanı’ndaki Cengiz Han heykellerinden biri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2019.
Çin’in baskısından kurtulmak için Sovyetlere katılmak zorunda kalınca 1924 yılında Moğolistan Halk Cumhuriyeti kurulur; hukuk sistemi bağımsız olsa da Rusya’ya bağlıdır. Yerleşik hayata geçişe direniş, isyanlar, yöneticilerin sık sık değişmesi, yoğun tutuklamalar ile zorlu bir hayat yaşanır. Devrim sırasında 750.000’lik nüfusun 100.000’i öldürülmüştü. Sürüler 1959’da kamulaştırılır. Yetiştirilen hayvan sayısı yıllarca değişmez ama devlet çiftliklerinde tarım hızlı bir gelişim gösterir (4).
SSCB dağıldıktan sonra 1992’de toplu bir mezarda 2000 keşiş bulundu. Sansür kaldırıldı, Rusça konuşulmaz oldu, Kiril alfabesi yerine eski alfabeye geri dönüldü, dinsel özgürlük ilan edildi, tapınaklar ibadete açıldı, yenileri inşa edildi. Geçmişe, göçebeliğe, Cengiz Han geleneklerine fanatik bir bağlılıkla geri dönüldü. Bu cumhuriyetin tek görevi SSCB’ye hammadde sağlamak olduğundan ekonomik çöküş (enflasyon, işsizlik, temel besin maddelerinin ekmek ve kağıt yokluğu) ardından ahlaki kriz de yaşandı. Moğolların en büyük şansı, bu ülkeye yatırımı teşvik eden Japonların onlara duyduğu hayranlık ve sevgi oldu. Her iki ulusun da atası bozkurt idi. İki Moğolistan arasında hemen bir demiryolu kuruldu (5).
Yararlanılan Kaynak
(1) Orta Asya Tarih ve Uygarlık, Jean-Paul Roux, Kabalcı Yayınevi, 2006. Sayfa 410.
(2) A.g.e., sayfa 411.
(3) A.g.e., sayfa 412.
(4) A.g.e., sayfa 413.
(5) A.g.e., sayfa 425.


Leave A Reply