
Matthias Gottfried Eichler (1748-1821) tarafından yapılmış olan, Moskova’da, Moskova Nehri’nin bir kolu olan Yauza Nehri üzerindeki Serebryanichesky Banyoları’ndan bir görünüş adlı baskı, Sen Petersburg’da Hermitage Müzesi koleksiyonundadır.
Fotoğraf: Wikimedia Commons
Banya’ya (banyo) gitmek, haftada en az üç kez yıkanmak, Ortaçağ’dan beri bir Rus geleneğiydi. Bütün soyluların evinde bir buhar banyosu bulunurdu. Kasaba ve köylerde her zaman umuma ait bir banyo vardı ve burada kadınlarla erkekler birlikte buhar banyosu yapar, birbirlerini geleneklere uygun olarak huş ağacı yaprağından kırbaçlarla döverler, ardından karda hep beraber yuvarlanarak serinlerlerdi. Cinsellik ve vahşet ile ünlendiği için Büyük Petro banya’yı Ortaçağ Rus insanından bir kalıntı olarak görmüş, St. Petersburg saray ve malikanelerinde Batılı tarzda banyoların yapılmasını teşvik etmişti. Ama yüklü vergilere rağmen soylular Rus banyosunu tercih etmeye devam etmişlerdi. 18. yüzyılın sonunda St. Petersburg’daki neredeyse bütün soyluların evinde bir tane Rus banyosu bulunuyordu.
Banya’nın iyileştirici gücü olduğuna inanılırdı. İnsanın ilk doktoru banya, ikincisi votka, üçüncüsü ise çiğ sarımsaktı. Banya’ya gitmek insanın hem vücudunu hem de ruhunu temizlerdi.
Gelin, evlilik arifesinde nedimeleriyle birlikte banya’da yıkanırdı. Bazı yerlerde gelin ve damadın zifaf gecesinden önce banya’ya gitmeleri adeti vardı. Bunlar sadece köylü adetleri değildi; taşralı soylular tarafından ve hatta 17.yüzyılın son yıllarında saray tarafından da uygulanırdı. Çar Aleksey’in (hd. 1645-1676) gelini, düğünden bir gün önce, bir koro dışarıda ilahiler söylerken banya’da yıkanmış, ardından bir rahip tarafından kutsanmıştı. Pagan banyo ayinleri ile Hıristiyan ayinlerinin birbirine karışması belirgindi. Kutsal günlerde evlerin temizlenmesi sonra banyaların ziyaret edilip bedenlerin de temizlenmesi gelenekti.
Nataşa’nın Dansı, Orlando Figes, YKY, 2021. Sayfa 69, 70.


Leave A Reply